Bu aralar “Şırnak Aşiretleri” konulu bir kitap üzerinde çalışıyorum. Bu vesile ile daha önce okumuş olduğum Bilal Şimşir’in “Kürtçülük (1878-1923)” isimli kitabına bir kez daha göz atma gereği duydum.
Ben genelde okuduğum her kitabın arkasına kitap hakkındaki düşüncelerimi ve kitapta ilginç gelen noktaları yazarım. Anılan kitabın arkasına şunları yazmışım:
“12 Haziran 2007 / Harp Akademileri Komutanlığı / SAREN
Kitabı zevk ile okudum. Yazarın ellerine sağlık. Sade ve sistemli yazılmış bir kitap. Bu kitap sayesinde Kürtler hakkındaki bilgilerim derinlik kazandı.
Özellikle Avrupalı devletlerin Anadolu üzerindeki sistematiğini vurgulu bir şekilde öğrenmiş oldum. Ermenilere ilişkin Berlin Antlaşmasının 61.maddesi ve sonrasındaki süreçte isimlendirilme süreci çok dikkatimi çekti ve sıcağı sıcağına SAREN (Stratejik Araştırmalar Enstitüsü)’deki arkadaşlarım ile bunu paylaştım.
Avrupalıların zahmet edip senaryoyu dahi değiştirmeden bu kez Anadolu’yu parçalama sürecini Ermeniler yerine Kürtler olarak uygulamaya koydukları kanaatine fazlasıyla sahip oldum.
Maalesef tarih tekerrür ettiriliyor. Geçmişte olduğu gibi içimizdeki hain zümre yine yaltaklanıyor ve yine iş birliği yapıyor.
Acı bir gerçek de Kürtler daima güçlüyü tercih etmişlerdir. Hükümet zafiyeti süreci körüklemektedir.
Türkiye coğrafyası güçsüz bir devlete tahammül edemediği gibi gücü kullanamayan zaaf içerisindeki hükümetlere de tahammül edememektedir.”
Berlin Anlaşmasının 61. Maddesinin içerinde geçen “Ermenilerin yaşadığı vilayetler” ifadesi; bir müddet sonra “Altı Vilayet” (Vilayet-i Sitte)’e ve ardından “Altı Ermeni Vilayeti”ne dönüştürülmüştür. Daha sonra “Ermenistan” diye isimlendirilmiştir. Bugün ise Ermeni Anayasasında Türkiye toprakları “Batı Ermenistan” olarak anılmaktadır.
Benzer şekilde Osmanlıya dayatılan ve Türkiye Cumhuriyeti tarafından yırtılıp atılan Sevr Anlaşmasının 62.maddesinde “…, çoğunlukla Kürtlerin bulunduğu bölgeler için bir yerel özerklik planı hazırlanacaktır…” denmekte idi.
Çöpe atılan anlaşma metninde geçen “Yerel özerklik” bir müddet sonra “Bağımsız Kürdistan’a”, ardından “Güney ve Kuzey Kürdistan’a” dönüştürülmüş, günümüzde ise “Güney, Kuzey, Doğu ve Batı Kürdistan’a” evrilmiştir.
Son günlerde haddini ve hududunu aşan bazı milletvekilleri toplumu tahrik ederek “Kürdistan’ın petrollerinden, Kürdistan’ın barajlarından üretilen elektriğin bölge halkına bedava verilmesinden, Kürtçe eğitimden vb…) söz etmektedir.
Güç önemlidir. Askeri güç ve ekonomik güç olmazsa olmazlardır. Ekonomisi 530 milyar dolar borçlu olan bir ülkenin güçsüz düştüğünü herkes biliyor. Bütün bu pervasızlıkların sebebi ekonomik gücün çöküşüdür.
Haddini ve hududunu aşarak konuşma yapan şahısların dış toplumu tahrik edici konuşmalarını ABD ve Batıdan aldığı destekle yaptığının bilinmesi gerekir.
