Türkiye’de uzun yıllardır eğitim konusunda konuşan-yazan kim varsa eleştiri getiriyor.
Bırakın bu konuda yazan-çizenleri…
*Görsel yapay zeka ile oluşturulmuştur.
Öğretmenler memnun değil…
Veliler memnun değil…
Özel okul sahipleri memnun değil…
Siyasetçiler memnun değil hatta iktidar partisinin eski bakanları bile eğitim politikasını eleştiriyor.
Gelen Milli Eğitim Bakanı kendisinden önceki “bakanları” direkt eleştirmese de yaptığı uygulamalarla “hata” yapıldığını gözler önüne seriyor.
Sadece AK Parti’nin 24 yıllık serüveninde 10’u sınav sistemi olmak üzere eğitim sisteminde 26 köklü değişiklik yapılmış.
AK Parti döneminde 9 farklı Milli Eğitim Bakanı değişmiş, her bakan döneminde sistem veya sınav yapısı revize ediliyordu.
Bu kadar hızlı değişimler yaşanırken “velilerimiz” ve “öğretmenlerimiz” nasıl değişiyordu?
Sadece başarı odaklı bir veli ve öğretmen profili çıkıyordu karşımıza!
Her öğrenci tam puan almalıydı ve her öğrenci istese binlik dilime girebilirdi!
Pazarlama şirketleri gibi “yılın en çok satan elamanı” aranıyordu maalesef!
20 milyon öğrencinin olduğu bir ülkede ilk bine giren veya ilk 100 bine girenlere bakarken ve umursarken milyonları unutalı yıllar oldu maalesef!
Önce özel öğretim okulları “özel pazarlama şirketleri” gibi ilk üç çok başarılı çocuğu buldu mu, bir yılın veya birkaç yılın “satışını” garantilemiş oluyordu!
Okulun genel ortalaması yerine bir Messi bir Ronaldo bulundu mu, yeterliydi!
Koca koca resimlerini şehre as…
Artık o özel okul en başarılı okul ilan ediliyordu!
Zaten her okulun bir Messi’si de vardı bir Ronaldo’su da vardı!
Bu para kazandıran fikir bulunmuştu!
Bu “pazarlama” fikri daha sonra maalesef devlet okullarımıza sirayet etti.
Parası olmadığı için hayıflanan velilerimizin devlet okulundan beklediği ayrıydı, öğretmenlerin velilerden beklediği çok ayrıydı.
Ama neticesinde “arz-talep” dengesi gözetilmeye başlanmıştı.
Sistemi düzeltmek yerine “sisteme ayak uydurmak” için elinden geleni yapıyordu komple “milli eğitim” camiamız!
Önce ortaokulların PİAR’ı yapılmaya başlandı sonra liseler ve en sonunda ilkokullar öne çıkmaya başlanmıştı.
Çoğu ilkokulumuzda aynı özel okul gibi bazı öğretmenlerimiz, veliler tarafından amiyane tabirle “pazarlanıyor” maalesef!
Torpille çocuğunun o öğretmenin sınıfına verilmesi için kavgalar veriliyordu.
O okulda PİAR’ı az olan öğretmenler “kötü” kabul görülüyordu veliler tarafından…
Üstelik okul yönetimi dahi bazen bu “en iyi öğretmen” klasmanını tercih ediyordu.
Bir lokantada bir garsonun “yemek önerisi” gibi müdürlerimiz bazı velilere “öğretmen” tercihi yaptırıyordu.
Bahsettiğimiz yer İlkokul!
Ortaokullarda 10’lu yaşlardaki çocuklarımızın hayat mücadelesi 5’inci sınıfta başlıyordu.
Vahşi bir sınav sistemi ile ilk 10 bin öğrencinin arasına girmek için milyonlarca çocuğumuz kandırılıyor maalesef!
Yüzde 2’lik bir kategorinin “başarı” olarak görüldüğü bir sistemde yüzde 98’inin “başarısız” kabul görüldüğünü bile umursamıyoruz!
Milyonlarca 11, 12 ve 13 yaşlarındaki bu çocuklar önce okulları tarafından sonra velileri tarafından “yokmuş” gibi bakılıyor.
“Milyonların” aldığı eğitimin kalitesi yerine “binlerin” aldığı eğitim önemsenmeye başlamıştı.
Böyle bir “sistemin” ayakta durması düşünülemez!
Bu yazdıklarımın ışığında okullardaki şiddetin sebeplerini arayalım.
Sebep öğretmenler mi?
Öğrenciler mi?
Veliler mi?
Yoksa sistem mi?
Ortaokula giden kızım, geçen gün “Güvenli ailem, güvenli nesil” temalı bir yarışma için yazdığı kompozisyonu okumamı istemişti.
Hayretler içerisinde okumuştum.
Okuldaki şiddetin büyük çoğunluğunu ailelere bağlıyordu 13 yaşındaki kızım.
“Akran zorbalığını” ele alıp ailelerin öneminden bahsetmişti canım kızım…
Kısmen doğru yazmıştı ama “şiddeti” sadece ailelere bağlayamayız!
Sistemin “başarılı” kıstasına göre öğrencilerimizin yüzde 90’ından fazlasını “başarısız” kodlarsak elimizde “eğitim sitemi” diye bir şey kalmaz!
Ben 90’lı yıllarda ortaokul ve liseyi okudum.
Gelişmemiş bir bölgenin çok gelişmemiş bir şehrinde o dönemler okullarda hem eğitim vardı hem de öğretim vardı.
Sınav sistemi yine vardı ama “vahşi” değildi!
Bırakın futbol takımını, okulların hentbol takımları bile vardı!
Bandodan halkoyunlarına, masa tenisi takımlarına varıncaya kadar okullarda branşlar vardı.
Biz Türkiye’nin en gelişmemiş ilçesinde ortaokula giderken tiyatro ekibinde oyunlar çıkarıyorduk.
Bugün devlet okullarında tek tük bazı branşlarda “paralı” bu takımlar oluşturuluyor!
Bir öğrencinin neye yatkın olduğunu anlamaman imkansızdı!
Bugün çocuklarımız test çözmekten başka ne yapıyor!
Test çözemeyen de başka arayışlara giriyor maalesef!
Tamam ailenin burada önemi çok büyük amma…
Anne-babasından fazla zaman geçiren çocuklarımıza kutsal bir meslek diye baktığımız “hocalarımız” peki niye mutsuz!
Bir çocuğun hayatı boyunca unutamayacağı nadir mesleklerdendir öğretmenlik.
Ben bugün bi şeyler karalayabiliyorsam ortaokul öğretmenimin bunu fark etmesinden dolayıdır!
Ama maalesef velilerimiz gibi “hocalarımız” da sisteme boyun eğmiştir.
Eğitim sendikaları da dahil hepimizin parça parça suçu vardır!
70’li yıllarda Polis teşkilatı ikiye ayrılmıştı; POL-DER ve POL-BİR diye…
Biri solcuların diğeri sağcıların teşkilatıydı.
Bugünkü eğitim sendikalarımıza bakın mesela…
Solcucu var, sağcısı var, muhafazakarı var, milliyetçisi var!
Yarın bir gün eğitim sistemini hep beraber düzelteceğiz belki ama önce eğitimin içinden “ideolojilerimizi” çıkartmamız lazım!
Ve yaşadığımız bu yüzyılda şiddetin tüm açık kaynaklardan empoze edildiği ülkemizde koca koca milletvekilleri kafa-göz birbirine girerken okullarımızın korunması gerektiği gerçeğini bakanlık artık görmelidir.
Bugün şehirlerde Çevre, Şehircilik İl Müdürlüğü’nde, Tapu’da, Nüfus Müdürlüğü’nde, hastanelerde, belediyelerde güvenlik görevlisi istihdamı varken okullarda olmaması düşünülemez.
Tapu’daki memurları korumayı düşünen devletimiz öğretmenlerimizi ve çocuklarımızı da korumayı artık ciddi ciddi düşünmelidir!
Sorun hepimizinse sebebini bir tarafta aramamalıyız!
