'Sorunlar ağırdır. Saklamaya gerek yoktur'

MHP Malatya milletvekili Mehmet Fendoğlu TBMM Genel Kurulunda konuşma yaptı.Bu aziz millet ne zaman feraha ve rahatlığa kavuşacaktır, diyen Fendoğlu 'Çiftçiye halini sorsak, boş mazot varillerini, ipotekli traktörünü, para etmeyen mahsulünü, ödenmemiş borç senetlerini göstermektedir. Esnafta da durum aynı şekilde, kira borcunu, dönmeyen çekleri, siftahsız günlerini hatırlatmaktadırlar. Emekli desek, nerede intibak, nerede banka promosyonu, nerede insanca yaşam diye feryat figan etmektedirler. Memur ve işçi ise yine dert küpüdür. İşsizlik fren tutmamıştır' dedi.

2017 yılı merkezi yönetim kesin hesap kanunu tasarısının 3'üncü maddesi üzerine TBMM Genel Kurulunda konuşma yapan Fendoğlu, “Konuşmalarıma başlamadan evvel Milliyetçi Hareket Partisi Malatya Yeşilyurt İlçe Başkanı olan, 19 Aralık 1978 yılında kendi iş yerinde, akşam saatlerinde kapı aralığından tuzak kurularak, ateş edilerek şehit olan 21'inci Dönem Milletvekilimiz Namık Hakan Durhan Bey'in babaları, baba dostum, amcamız Alişan Durhan'ı saygıyla, minnetle anıyorum, ruhları şad olsun.” dedi.

Ülke olarak sıkıntılarla perçinleşmiş, ağır sorunlarla pekişmiş bir dönemden geçtiğimizi söyleyen Fendoğlu, “Meselelerimiz birikiyor, biriktikçe yaygınlaşıyor, yaygınlaştıkça hareket alanımız daralıyor. Sanki yarınsız bir hayatın bütün ağırlığını sırtımızda taşıyoruz. Maalesef bu ıstırap verici hâl her insanımızın yüzünden açıkça okunmaktadır. Önümüzü görebilmemiz, geleceğimizi kurtarabilmemiz, millî birlik ve beraberlik hukukunu emniyete almamız için hem sorumlu davranmalı hem de istismar ve hamaset tuzağından uzak durmamız mecburiyet hâlini almıştır” ifadelerini kullandı.

Ülkemiz birçok cephede saldırıya uğrayıp siyasi ve ekonomik operasyonlar birbirini kovalarken dağınıklığa engel olmak, anlaşmazlık ve kör dövüşüne set çekmek her vatan evladının öncelikle görevidir, diyen Fendoğlu sözlerini şu şekilde sürdürdü:
“Türkiye'nin tükenişini projelendirip bunun için faaliyet içinde olanlara göz açtırmamak, fırsat etmemek, buyur etmemek geldiğimiz bu aşamada tarihî bir yükümlüğümüzdür. Milliyetçi Hareket Partisi bu yükümlülüğün icaplarını sabır, akıl ve yüksek bir inanmışlıkla yerine getirmektedir. Düşmanları güldürmeyeceğiz, hainleri sevindirmeyeceğiz, hedeflerimizden vazgeçmeyeceğiz, ülkülerimizden dönmeyeceğiz ve Türkiye'nin sahipsiz, kimsesiz, çaresiz olmadığını felaket kurgusu yapan çürümüş çevrelere her seviyede, her şekilde göstereceğiz. Milliyetçi Hareket Partisi varken Türkiye'yi ayağa düşürmeye, hor ve hakir görüp tarihin harabelerine yollamaya hiç kimsenin gücü yetmeyecektir. Zalimler Türk milletini hafife almanın bedelini dün ödediler, lüzum görülürse yine ödeyeceklerdir. “ dedi.

2000'li yılların başında ülkenin girdiği ekonomik sıkıntılara değinen Fendoğlu;

“15 Temmuz FETÖ ihanetiyle ülkemizi teslim almak isteyen alçaklar, başarısız olunca bu defa sinsi yöntem ve hamleleri devreye aldılar. Aslında bu, ülkemizin yabancısı olmadığı bir harekettir. Özellikle ekonomik dengelerle oynanarak, kur üzerinde baskı kurularak, sıcak para kozu kullanılarak Türkiye köşeye sıkıştırılmak istenmektedir. Darbe teşebbüsünün püskürtülmesiyle hevesleri kursaklarında kalan hıyanet ittifakı, ekonomide kriz havası oluşturmak, milletimizin mahvını sağlamak için son günlerde nabız yoklamakta, hava koklamaktadır. Biz bunun bir benzerini 2000 ve 2001 yıllarında yaşamıştık. Hatırlarsanız, Türk milletine mali ve ekonomik savaş açılmıştı. Bir gecede faiz ve döviz ne yazık ki fırlamış, tüm makroekonomik parametreler bozulmuştu. Türkiye neo-liberal kriz havarilerinin ablukasına alınmıştı. Türkiye'nin büyümesini, kendi ayakları üzerinde durmasını, millî uyanışını çekemeyen, bundan ileri derecede rahatsız olan kaos mimarları ekonomideki fay hatlarını çatlatmışlardı. Bu durum yıllarca haksız yere aleyhimize kullanıldı. Yaşanan ekonomik kriz yıllardır peşimizi bırakmadı, siyasi muhataplarımız tarafından sürekli istismar edildi. Türkiye'nin bağımsız ve dik duruşundan ürperen sıcak para lobisi ve arkasındaki güçler, ekonomik kriz yoluyla ülkemizi terbiye etmeye, bölgesel ve küresel ilişkilerde tavizler vermeye zorladı. Aynı oyun, aynı tertip, aynı tezgâh şimdi yeniden tedavüldedir. Dün bizi acımasızca eleştirenlere, kriz fırsatçılığı yapıp planlı siyasi tasarımın içinde olanlara, bugün millî, duyarlı ve ahlaki bir siyasi üslupla yaklaşıyoruz ve diyoruz ki: Krizden medet ummak, kurulan ekonomik tuzaklarda yabancıların lehine işbirlikçilik yapmak millete husumet, Türkiye'ye ihanettir.”

"Hükûmet kaybetsin de nasıl kaybederse kaybetsin." mantığı içinde olmadıklarını dile getiren Fendoğlu, Çünkü biz Türk milliyetçisiyiz. Döviz fiyatı tırmanıp ücret, maaş ve gelirler eriyorken elimizi ovuşturmaz, hissemize ne düşer diye bakmayız. Biz Türk milletinin safındayız ve krizlere, ekonomik saldırılara karşı aynı cephede, aynı mevzideyiz, dedi.

Devlet Bahçeli'nin sözlerine de atıfta bulanan Fendoğlu, “Milliyetçi Hareket Partisi, onurlu ve ahlaklı bir kaybı, onursuz ve haysiyetsiz bir kazançtan her zaman önde tutmuş, bundan sonra da tutmaya devam edecektir, diyor büyüğümüz Sayın Devlet Bahçeli. Bizi diğerlerinden ayıran asıl müessir vasıflardan birisi de budur. Kolayını tercih edebilir, Türkiye ekonomisinin kötürüm ve kahredici tablosundan dolayı Hükûmeti en ağır şekilde tenkit edebilirdik. O zaman, tıpkı 2000, 2001 ve devamı yıllarda olduğu gibi, siyasi muhataplarımızın durumuna düşer, ülkemizin sırtına bir yük de biz bindirirdik. Bunu yapmayız, yapamayız, yapmayacağız. Elbette ekonomi alarm vermektedir, mutlaka tedbir almak lazımdır, vatandaşlarımızın elinde yok avucunda yoktur. Aç yatıp aç kalkanlara ‘dövizlerinizi bozdurunuz' demek, bir defa mağdur insanlarımızla alay etmektir.” dedi

Fendoğlu'nun konuşmasının son bölümü şu şekilde:

“Türkiye ekonomisindeki yamalar sökülmekte, dikişler patlamaktadır. Bir zahmet, dövizdeki artıştan istifade eden, banka hesabı kabarmış kaymak tabaka, ülkesi ve milleti için irade gösterip fedakârlık yapsın. Bir zahmet, bankalarımız daha az kâr etsin. Millî gelir pastasından aslan payını alanlar, Türkiye'nin böylesi döneminde ben de varım desinler ve harekete geçsinler. Şüphe yok ki ekonomik alaboranın külfetini vatandaşlarımızın sırtına yüklemek haksızlık ve hadsizliktir.

Bu aziz millet ne zaman feraha ve rahatlığa kavuşacaktır? Çiftçiye halini sorsak, boş mazot varillerini, ipotekli traktörünü, para etmeyen mahsulünü, ödenmemiş borç senetlerini göstermektedir. Esnafta da durum aynı şekilde, kira borcunu, dönmeyen çekleri, siftahsız günlerini hatırlatmaktadırlar. Emekli desek, nerede intibak, nerede banka promosyonu, nerede insanca yaşam diye feryat figan etmektedirler. Memur ve işçi ise yine dert küpüdür. İşsizlik fren tutmamıştır. Türk ekonomisi yıprandıkça yalnızlaşmakta, yalnızlaştıkça da itibarından, güvenilirliğinden olmaktadır. Sorunlar ağırdır, saklamaya, gizlemeye gerek yoktur ve ekonomideki sorunlar hepimizi ilgilendirmektedir. Ortak ve millî bir akılla her müşkül aşılabilecektir. Türkiye ekonomisinin kırılgan bünyesini tedavi etmek, hep birlikte fedakârlık şemsiyesi altına girmek önümüzdeki tek seçenektir. Orta ve uzun vadeli siyasi kaygıların, ekonomik mahiyetli kısa süreli taktik ve ekonomik adımları söndürdüğü görülmektedir. Küresel sermaye, Türkiye'nin siyasal barometresine odaklanmış, spekülatörler ortamı kızıştırmış, ekonomik güvenlik ağır yara almıştır. Elbette pes etmeyeceğiz, etmemeliyiz. Para, bir ülkenin itibarı, siyasi ve ekonomik gücünün alametifarikasıdır; Türk lirası, Türk milletinin direnci, dirayetinin ölçüsüdür. Hükûmet, Türk lirasının güçlenmesi maksadıyla aldığı karar ve tedbirleri daha da derinleştirmelidir. İş ve yatırım yapan, istihdam üreten, sabah ezanıyla birlikte nafakasını arayan girişimcilerimiz muhakkak desteklenmeli, bugünkü tekin olmayan süreçten el birliğiyle kurtulmalıyız. İman ettik ki ağılda oğlak doğsa, ovada otu bitecektir. Rızkı veren bir tek Allah'tır. Ama kesemizden çıkmasına, damarımızdan akmasına artık yeter diyoruz. Bu kısır döngünün bitmesini yürekten istiyoruz. Kararlı durursak, sabırlı olursak, hep birlikte bir millet, hep beraber bir devlet olduğumuzu unutmazsak, nasibimizi aşırmaya, ekmeğimizi çalmaya, helal lokmamızı gasp etmeye hiç kimse cesaret edemeyecektir.” diye konuşmasını sonlandırdı.


Bakmadan Geçme